|
Yard. Doç. Dr. Etem Levent
(8-11 Haziran 1987, Öğretmen Yetiştiren Yükseköğretim
Kurumlarının Dünü – Bugünü –Geleceği Sempozyumu. Ankara: Gazi
Üniversitesi Yayınları. )
Sayın Başkan, Saygıdeğer Dinleyenler,
1960’lı yıllarda, ülkemizde yüksek öğrenim görmüş olanların sayısı,
özellikle teknik alanlarda ve sağlık sektöründe ekonominin ve
kalkınmanın gerektirdiği nitelikli insan gücü ihtiyacının çok
altında bulunuyordu. Onun içindir ki, Birinci ve İBYKP’larında
yüksek öğretim, insan gücü ihtiyaçlarına cevap verecek temel oturtulmuş,
ekonomik gelişmenin gerektirdiği insan gücünün hızla yetiştirilmesi
için tedbirler alınmıştır. BBYKP’nda insan gücü hedefi, Türkiye’nin
kalkınması için gerekli olan her sahada yeterli sayıda ve üstün
nitelikte bilim adamı ve teknik uzman yetiştirilmesi şeklinde
belirlenmiştir. Bu dönemde yüksek öğretimdeki potansiyel yetersizliğin
yüksek okullarla kapatılması düşünülmüş, öğretim üyesi ihtiyacının
karşılanabilmesi için de plân döneminde 3000 civarında öğrencinin
doktora öğrenimi için yurtdışına gönderilmesi öngörülmüştür. Ancak
1966’larda bu konuda ulaşılabilen sayı 500 civarında kalmıştır.
İkinci plân döneminde, yüksek öğretimde kapasite artışı sağlanması
bakımından özel sektör devreye girmiş ve Üçüncü plân döneminin
başı olan 1973’de yüksek öğretimin bazı alanlarında öngörülmenin
üstünde öğrenci bulunurken, birçok alanda istenilen sayıya ulaşılmamıştır.
Üçüncü plân döneminde özel yüksek okullar, İktisadî ve Ticarî
İlimler Akademileri’ne bağlanmış, istihdam ve insan gücü açıkları
bakımından gerekli olmayan dallarda kontenjan artırmaları, bir
dereceye kadar yavaşlatılmışsa da öğretim üyesine olan ihtiyaç
devam etmiştir. Bu dönemde, Üniversite önündeki yığılmaları azaltabilmek,
yüksek öğretimdeki okullaşma oranını yukarı çekebilmek gibi sebeplerle
yüksek öğretim sistemine 1974 yılında Mektupla Öğretim uygulaması
geliştirilmiş ve bu programa kaydolan 46.000 öğrenciden 40.000’inin
öğretmen yetiştiren programlara kaydolması dikkat çekici görülmektedir.
Plânlardaki hedef ve politikalara rağmen, anılan üç plân döneminde,
Üniversite, Akademi ve Yüksek Okullar, başka bir deyişle Yüksek
Öğretim, ekonomi ve kalkınmanın gerekleri ve toplumun beklentileri
doğrultusunda bir teşkilâtlanma ve işleyişe kavuşturulamamıştır.
Üçüncü plânın sonları ve dördüncü plânın başladığı yıl içinde,
yani 1979’da diğer bütün kurumlar gibi yüksek öğretim de en bunalımlı
devrini yaşamıştır. Bu dönemin başlangıcı, bilinen terör olaylarının
en yoğun olduğu zamana rastlamaktadır.
Dördüncü plânda da yüksek öğretim önündeki yığılmalara dikkat
çekilmiş, yüksek öğretime girişteki fırsat eşitsizliği vurgulanmış;
yüksek öğretimdeki uygulamanın ülkenin insan gücü ihtiyaçlarına
cevap verme bakımından yetersiz, fizikî ve beşerî kaynakların
kurumlar arasındaki dağılımının tutarsız olduğu dile getirilmiş;
farklı kurumlar arasında birlik, bütünlük ve eşdeğerlik sağlanamadığı,
nitelik gelişmesi yönünden geri kaldığı, oto-eleştiri ve denetlemenin
eksik, eğitim standartlarının düşük ve belirsiz olduğu, öğretim
üyesi ihtiyacının ciddi boyutlara ulaşmış bulunduğu, kurumlar
arasındaki dengenin sağlanamadığı belirtilmiştir.
Ancak Plânda zikredilen bütün bu olumsuz ifadelere aynen katılmak
mümkün değildir. Tespit edilen hususların çoğu, sayı ve maddî
yapı ile ilgilidir. Eşya, kurum ve olayların kemiyet yönleri ele
alınırken, keyfiyet yanları da gözden uzak tutulmamalıdır. Belki
bu insanın yapısına daha uygun düşmektedir. İşte bu perspektifle
V. BYKP’nda yüksek öğretimde ağırlık, sayıdan çok, insan gücünün
niteliği üzerinde odaklaşmış ve bu dönem içinde insan gücünün
teknolojik, ekonomik ve sosyal değişmelere uyum sağlayacak temel
bilgi, kültür ve değerleri kazanacak şekilde yetiştirilmesi esas
alınmıştır.
Buna göre öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumlarının kadro
ve finansman konusu ele alındığında, durumun şöyle olduğu görülmektedir:
Yüksek öğretim kurumlarının yeni teşkilât şemasını ortaya koyan
41 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Türk Yüksek Öğretim Sistemi,
27 Üniversite, 184 Fakülte, 103 Enstitü, 127 Yüksek Okul ve 4
Konservatuvar’dan meydana gelmektedir. İşte bu yeni şema içinde
1’i Meslekî Eğitim, 3’ü Teknik Eğitim olmak üzere 21 adet Eğitim
Fakültesi ve Ön Lisans Programı uygulayan 21 adet Eğitim Yüksek
Okulu yer almış ve sonradan Eğitim Yüksek Okulları’nın adedi 24’e
çıkmıştır. 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na istinaden çıkarılan
söz konusu 41 sayılı Kararname’den önce öğretmen yetiştiren yüksek
öğretim kurumları da şunlardı:
9 adet Meslekî ve Teknik Yüksek Öğretmen Okulları’nın 9 adedi
muhafaza edilmiş, Yüksek Öğretmen Okulları 10 dan 11’e çıkmış,
3 yıllık Eğitim Enstitüleri 5’den 3’e inmiş, 2 yıllık Eğitim Enstitüleri
ise 13’den 17’ye çıkmış ve 1 adet Eğitim Fakültesi ise aynen kalmıştır.
Bu durumda YÖK öncesi ve YÖK sonrası bir karşılaştırma yapılacak
olursa şunlar görülür:
TABLO: 1 – YÖK Öncesi Eğitim Fakültesi ve Öğretmen Yetiştiren
Yüksek Okullarda Bir Öğret. Üyesi+ Gör. / Öğretmene Düşen Öğrenci
Sayısı
Okullar
Öğretim Yılı
1980
1981
Mes. ve Tek. Yüksek Öğretmen Okulları
12
14
Yüksek Öğretmen Okulları
10
14
3 Yıllık Eğitim Enstitüleri
20
32
2 Yıllık Eğitim Enstitüleri
13
25
Ankara Eğitim Fakültesi
17
11
Kaynak: MEB 1980- 81 yılları istatistik verileri.
TABLO: 2 – YÖK Öncesi Eğitim Fakültesi ve Öğretmen Yetiştiren
Yüksek Okullarda Bir Öğret. Üyesi+ Öğ. Gör. / Öğretmene Düşen
Öğrenci Sayısı
Okullar
Öğretim Yılı
1982-83
1983-84
1984-85
1985-86
Öğ.
Üye.
Öğr.
Üye +
Öğ. Gör.
Öğ.
Üye.
Öğr.
Üye +
Öğ. Gör.
Öğ.
Üye.
Öğr.
Üye +
Öğ. Gör.
Öğ.
Üye.
Öğr.
Üye +
Öğ. Gör.
EğitimYüksek Okulları
–
32
–
58
–
53
–
67
Eğitim Fakülteleri
401
18
320
40
401
29
327
31
Kaynak: ÖSYM 1882 – 1986 yılları istatistik verileri.
TABLO: 3 – Türkiye Genelinde (27 Üniversitede) Bir Öğret. Üyesi
ve Bir Öğret. Üyesi+ Öğr. Görev. ne Düşen Öğrenci Sayısı
Öğretim
Yılı
Açık Öğretim Fakültesi
Açık Bölüm Öğrencileri
Hariç
Dahil
Öğ.
Üye.
Öğr.
Üye +
Öğ. Gör.
Öğ.
Üye.
Öğr.
Üye +
Öğ. Gör.
1983-84
41
26
47
30
1984-85
46
29
55
35
1985-86
48
30
62
39
Kaynak:ÖSYM1883 – 1986 yılları istatistik verileri.
Bu karşılaştırma bize Eğitim Fakülteleri’ndeki öğretim üye ve
öğretim görevlisi ihtiyacının had safhada olduğunu göstermektedir.
Ve durumun giderek iyileşmediğini de ortaya koymaktadır.
Kadro konusu da şöyledir:
18 Eylül 1983 tarihinde üniversitelerimize 30.872 adet kadro
tahsis edilmiştir. 1984 yılında buna 7.265 adet daha eklenmiş
ve yekûn, 38.137’ye ulaşmıştır. Bir kıyaslama yapılırsa, 1985-86
öğretim yılında üniversitelerimizde 22.968 öğretim elemanı bulunmaktadır.
Bu durumda üniversitelerimiz, mevcut kadronun ancak %60’ı kullanılabilmiş,
yani %40 oranında boş kadro bugün rektörlüklerin yed-i tasarrufundadır.
Bu %40’lık kadronun kullanılmama sebepleri bir tarafa bırakılır,
ancak bunun doğurduğu maddî ve manevî sıkıntılar üzerinde durulacak
olursa, durumun hiç de iyi olmadığı, eğitim ve öğretimi olumsuz
yönde etkilediği kolayca görülür. Bir de buna kadrosunu almamış
5. ve 6. derecelerin 9. kademesine gelmiş 200’ün üzerindeki öğretim
görevlisinin mağduriyeti eklenirse, bu konunun tam bir kaos içinde
olduğu görülür.
Finansman durumuna gelince:
Finansman konusu, yatırım ve cari harcamalar olarak, iki ana
bölüm hâlinde ele alınmaktadır. Burada üniversite yatırımları
ile toplam eğitim yatırımları karşılaştırılacak olursa, Eğitim
Fakülteleri yatırımları hakkında da bir fikir sahibi olunabilir.
Üniversite yatırımlarının toplam eğitim yatırımları içindeki
payı, bazı yıllar itibariyle şöyledir:
Tablo: 4 - Üniversite Yatırımlarının Toplam Eğitim Yatırımları
İçindeki Payı
Yıllar
Oran %
1981
18
1982
17
1983
20
1984
23
1985
28
1986
26
1987
23
Kaynak: DPT 1981-87 yılları Yatırım Programları Eğitim verilerinden
uyarlanmıştır.
Buna göre 1984 ve 1985’deki artış, 1986 ve 1987’de korunamamıştır.
Ancak burada unutulmaması gereken bir husus da yatırımların cari
harcamalar gibi her sene belli bir oranda artmasının düşünülemeyeceğidir.
Cari ve transfer harcamalarına göre birim maliyet çıkarılacak
olursa, durumun şu şekilde olduğu görülür.
Birim maliyet, üniversiteden üniversiteye göre değişmektedir:
Tablo: 4 - Seçilmiş Üniversitelerde “Birim Maliyet”
Üniversiteler
Personel Giderlerine Göre
Cari Toplama Göre
Cumhuriyet
432 579
701 642
Ege
413 932
496 733
Fırat
515 452
698 106
Gazi
123 624
165 480
Dokuz Eylül
93 341
115 321
Toplam(27 Üniversite)
190 878
256 135
Kaynak: Kaynak: DPT 1987 Yılı Yatırım Programı Eğitim verilerinden
uyarlanmıştır.
1987 yılında cari toplama göre birim maliyet, yaklaşık yarım
milyondur.
Tablo: 4 - Seçilmiş Üniversitelerde “Birim Maliyet”
Üniversiteler
Isıtma- Yakacak Giderlerine Göre
Akaryakıt Giderlerine Göre
Ankara
22 773
652
Gazi
13 974
683
Hacettepe
48 739
1 245
Orta Doğu Teknik
29 929
5 499
Kaynak: DPT 1987 Yılı Yatırım Programı Eğitim verilerinden uyarlanmıştır.
Yukarıdaki verilerden anlaşıldığına göre, cari toplama göre 1987
yılında birim maliyet, yani bir öğrenciye yapılan masraf yaklaşık
yarım milyondur. Buna yatırımlardaki birim maliyet olan 200 TL.
de ilâve edilirse, bir üniversite öğrencisi devlete, cari fiyatlarla
ortalama 700.000 TL.’ye mal olmaktadır. Bu küçümsenecek bir rakam
değildir. Bunu yerinde ve iyi kullanmak lâzımdır. Mali konularda
para önemli unsur olmakla birlikte kanaatimizce en önemli unsur
değildir. Öyle olsaydı, her parası olanın zengin, iş sahibi olması
gerekirdi. Parası olan her kuruluşun mali kaynakları zamanında
ve rasyonel bir şekilde kullanmadığı açıkça görülmektedir. Meselâ
bir devlet kuruluşu, 200 milyonluk bir orta okul binasını, 1-1,5
yılda bitirirken, diğeri 6 ya da 10 yılda bitirebilmektedir. Bunun
çarpıcı örneklerini yıllık yatırım programlarında açıkça görmek
mümkündür. 1987 Yılı Yatırım Programı’nda 1972 yılından sirayetle
gelen orta okul inşaat projeleri yer almaktadır. 5 yıldan beri
ödeneği ayrılan İzmir ve İstanbul fen liselerinin temeli henüz
atılamamış ve Ankara’nın merkezindeki Küçükesat Lisesi’nin inşaatı,
1978’den beri bitirilememiştir.
Üniversitelerimize gelince:
Özellikle Eğitim fakültelerimizdeki sıkındı da ortaöğretimden
pek farklı değildir. Eğitim ve öğretim binalarının yetersizliği
bir yana, bugün üniversite öğrencisinin oturmuş olduğu sırayı
köydeki ilkokullar, bedelsiz/hediye olarak dahi kabul etmemektedir.
Buna araç ve gereçlerin eksikliğini ve yetersizliğini eklemek,
herhâlde gereksizdir. Zamanımızda bilgisayar, her müesseseye aşağı
yukarı girmiş durumdadır. Bu konuda Üniversite, diğer kurumların
arkasında yer almamalıdır.
Özet olarak ifade edilecek olursa, etkili bir eğitim ve öğretimin
tesis edilebilmesi ve üniversitenin aslî fonksiyonunu yerine getirebilmesi
için, personelinin özlük hakları zamanında ve eksiksiz verilmeli,
malî kaynağın önemine ve etkisine inanmakla birlikte insan unsurunun
onun da üstünde olduğu kabul edilerek, öğretim elemanlarının yetiştirilmesi
bir programa bağlanmalı, finansmanı ayrılmalı ve işleri tabi seyrine
bırakmadan, akılcı ve disiplinli bir yürütme ve denetim mekanizması
kurulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki gerektiğinde, okulsuz insanı eğitmek mümkündür
ama, öğretmensiz okulla insanı eğitmek mümkün değildir. Hepinizi
saygı ile selâmlarım.
Başkan: Sayın Dr. Etem Levent’i rica edelim.
Levent: Sayın Dekanımızın bir sorusu var: “Verdiğiniz rakamlara
göre en düşük öğrenci maliyetinin GÜ’de olduğu görülmektedir.
Bunu tasarruflukla nitelediniz. Bu, GÜ’ne ayrılan bütçe imkânının
az olduğu ile açıklanamaz mı?” diyorlar.
Efendim, Toplam Cari Masraflar bilindiği gibi DPT dışında tespit
edilmektedir. Daha doğrusu ilgili bütçe, YÖK koordinatörlüğü aracılığıyla
TBMM’ne verilmektedir. Cari bütçede devletin fazla müdahalesi
olmamakta, olmadığını bilmekteyim. Onun için cari bütçeler, hemen
hemen takdim edildiği şekilde TBMM Plân ve Bütçe Komisyonu’nda
ve Genel Kurul’da kabul edilmektedir. Ancak Cari Bütçeler, önceki
yıllarda düşük tespit edilmişse, burada yapılacak bir şey yoktur;
her yıl o miktarın %25 veya %30’u alınmak suretiyle sunulmaktadır.
Yaygın biçimde bu ölçü uygulanmaktadır. Buna göre her kuruluş,
%25 veya %20 oranında bir yükseltme yaparak cari bütçelerini hazırlamaktadırlar.
Burada yapılacak olan iş, cari bütçenin iyi tespit edilmesi, harcamaların
- eğer yapılmışsa - fazla olduğu belgelenerek ilgili kuruluşa,
yani koordinatör durumunda olan YÖK’e bildirilmesi gerekir. Ancak
yatırımlarla ilgili bütçede elbette devletin, DPT’nin müdahalesi
vardır.
Sayın Vural hocamızın da bir sorusu var: “40 adet kadronun boş
olduğunu söylediniz ve bunun sebeplerine girmek istemediniz. Acaba
talep yetersizliğinden olabilir mi?” diyorlar.
Kendilerine katılıyorum. Talep yetersizliğinden de olabilir.
İlgili üniversitelerin, rektörlüklerin, ilgili birimlerin koymuş
olduğu kriterlerden de kaynaklanmış olabilir kanaatindeyim.
Bir arkadaşımız “Yurt dışına ilgili üniversiteler adına Araştırma
Görevlisi gönderilmesi konusunda bilginiz var mı?” diyorlar.
Bilindiği gibi YÖK, üniversiteler vasıtasıyla 2000 adet kadro
tespit etmiş ve 2000 Araştırma Görevlisi’ni yurt dışına göndermeyi
kararlaştırmıştır. Bir ziyaret münasebetiyle üç ay önce Sayın
Doğramacı hocamızdan aldığımız bilgiye göre bu 2000 adet gerçekleştirilecektir.
Ayrıca şunu da ilâve ettiler: “Bu konuda Karadeniz Üniversitesi’nin
bir hazırlığı vardır. Bu konuya, yani yabancı dil öğretimine bir
bina tahsis edilmiştir, eğitim merkezi olarak. Bu sahada Araştırma
Görevlisi ve ilgililer, yabancı dil kursuna tabi tutulacaklardır.”
“Öğrenci maliyetinin günlük değil, senelik 700 bin lira olduğunu
ifade ettiniz. Senede aşağı yukarı bir öğrenci devlete 700 bin
liraya mal olmaktadır. Bu maliyetin içinde eğitimdeki araç gerece
ayrılan pay nedir?” deniliyor.
Araç ve gereç, büyük onarım ve makine teçhizat kalemleri içinde
düşünülür. Bunun mukayesesi seneler itibariyle yapılabilirdi.
Fakat zaman darlığı sebebiyle bu karşılaştırmayı veremedim. Fakat
düşük seviyede olduğunu söyleyebilirim. Yani üniversitelere ve
ilgili fakültelere ayrılan büyük onarım ve makine teçhizat ödeneğinin
son derece az olduğunu söyleyebilirim. Bu maliyete kişinin yapmış
olduğu bireysel harcamalar dahil midir? Hayır değildir.
“Sosyal ve Fen Bilimlerinden ferdin ve devletin yapmış olduğu
harcamaların GSMH’ye oranı nedir?” diye soruluyor.
Bu oranlar, şu anda yanımda değildir. Ancak şu kadarını söyleyeyim:
Sosyal ve Fen bilimleri ayrımı yapılmadan genel bir oran vardır.
Çetin beye bunu, sonra özel olarak takdim edebilirim.
Saygılar sunuyorum.
|