|
Sosyal olayların sebeplerini, kesin olarak belirlemenin
zorluğu ortadadır. Ancak, nesiller arası farklılaştırmayı doğuran ve kişilerin
kendi kültür değerlerine karşı yabancılaşmasını hızlandıran faktörlerin başında
okulun, daha doğrusu yanlış eğitim politikaları uygulayan eğitim
sisteminin geldiği de bir gerçektir.
Bu durumda zaman zaman okulun:
.
Çift kişilikli, iki yüzlü, düşüncesini rahatça ortaya
koyamayan, karşısındakinin eğilimine göre fikir değiştiren, ezik, medenî
cesaretten mahrum ve korkak kişiler yetiştiren,
. Öğretim süreçlerini adeta bireyin kişiliğini öldürmek için
bir baskı aracı şeklinde kullanarak, topluma, düşüncesiz, amaçsız, iradesiz,
kısaca, “bukalemun tip”te insanlar sevk eden,
. “Halka rağmen halk için” zihniyetinde olduğu gibi, “insana
rağmen insan için” onun hayat damarlarını kesen”
bir kurum olarak çalıştığı da bilinmekte ve görülmektedir.
“Okul, bireyi ve toplumu heba etmektedir. Okul hayal
kırıklığına neden olmaktadır.” (Varış, 1988:15) diyen ILLICH, toplumu daha
ileri hedeflere ulaştırabilmek için, okulu çok sert bir dille eleştirmiştir.
Böyle bir okulun bilimsel bilgi ürettiğini ve bilimsel
yöntemleri kullandığını ya da kullanabileceğini düşünmek çok zordur. Bu yaklaşım
tarzı, bireyleri rahatsız ettiği kadar, demokratik gelişmenin önünde de büyük
bir engel oluşturduğu söylenebilir.
Elbette okulun gerçek fonksiyonu bu değildir. Eğitim
kurumlarından da böyle bir insan tipini yetiştirmesi beklenmemektedir.
Eğitim süreci içinde okulun en önemli görevi kişiliği
geliştirmektir. Demokratik eğitimde okul öyle bir kurumdur ki, demokrasinin
ihtiyacı olan insan tipini oluşturur (Varış,1988:134).
Eğitim etkinliğinde, insanın tanınması, dolayısıyla
özelliklerinin keşfedilmesi önemli bir yer tutmaktadır.
|