Etem Levent.com

Egitim Bilimleri ve Insan Haklari Sitesi

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Diğer Yayınlar ÖĞRETMEN YETİŞTİREN YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARININ DÜNKÜ VE BUGÜNKÜ FİNANSMAN VE KADRO DURUMU

ÖĞRETMEN YETİŞTİREN YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARININ DÜNKÜ VE BUGÜNKÜ FİNANSMAN VE KADRO DURUMU

Yard. Doç. Dr. Etem Levent

Sayın Başkan, Saygıdeğer Dinleyenler,

1960’lı yıllarda, ülkemizde yüksek öğrenim görmüş olanların sayısı, özellikle teknik alanlarda ve sağlık sektöründe ekonominin ve kalkınmanın gerektirdiği nitelikli insan gücü ihtiyacının çok altında bulunuyordu. Onun içindir ki, Birinci ve İBYKP’larında yüksek öğretim, insan gücü ihtiyaçlarına cevap verecek temel oturtulmuş, ekonomik gelişmenin gerektirdiği insan gücünün hızla yetiştirilmesi için tedbirler alınmıştır. BBYKP’nda insan gücü hedefi, Türkiye’nin kalkınması için gerekli olan her sahada yeterli sayıda ve üstün nitelikte bilim adamı ve teknik uzman yetiştirilmesi şeklinde belirlenmiştir. Bu dönemde yüksek öğretimdeki potansiyel yetersizliğin yüksek okullarla kapatılması düşünülmüş, öğretim üyesi ihtiyacının karşılanabilmesi için de plân döneminde 3000 civarında öğrencinin doktora öğrenimi için yurtdışına gönderilmesi öngörülmüştür. Ancak 1966’larda bu konuda ulaşılabilen sayı 500 civarında kalmıştır.

İkinci plân döneminde, yüksek öğretimde kapasite artışı sağlanması bakımından özel sektör devreye girmiş ve Üçüncü plân döneminin başı olan 1973’de yüksek öğretimin bazı alanlarında öngörülmenin üstünde öğrenci bulunurken, birçok alanda istenilen sayıya ulaşılmamıştır. Üçüncü plân döneminde özel yüksek okullar, İktisadî ve Ticarî İlimler Akademileri’ne bağlanmış, istihdam ve insan gücü açıkları bakımından gerekli olmayan dallarda kontenjan artırmaları, bir dereceye kadar yavaşlatılmışsa da öğretim üyesine olan ihtiyaç devam etmiştir. Bu dönemde, Üniversite önündeki yığılmaları azaltabilmek, yüksek öğretimdeki okullaşma oranını yukarı çekebilmek gibi sebeplerle yüksek öğretim sistemine 1974 yılında Mektupla Öğretim uygulaması geliştirilmiş ve bu programa kaydolan 46.000 öğrenciden 40.000’inin öğretmen yetiştiren programlara kaydolması dikkat çekici görülmektedir. Plânlardaki hedef ve politikalara rağmen, anılan üç plân döneminde, Üniversite, Akademi ve Yüksek Okullar, başka bir deyişle Yüksek Öğretim, ekonomi ve kalkınmanın gerekleri ve toplumun beklentileri doğrultusunda bir teşkilâtlanma ve işleyişe kavuşturulamamıştır.

Üçüncü plânın sonları ve dördüncü plânın başladığı yıl içinde, yani 1979’da diğer bütün kurumlar gibi yüksek öğretim de en bunalımlı devrini yaşamıştır. Bu dönemin başlangıcı, bilinen terör olaylarının en yoğun olduğu zamana rastlamaktadır.

Dördüncü plânda da yüksek öğretim önündeki yığılmalara dikkat çekilmiş, yüksek öğretime girişteki fırsat eşitsizliği vurgulanmış; yüksek öğretimdeki uygulamanın ülkenin insan gücü ihtiyaçlarına cevap verme bakımından yetersiz, fizikî ve beşerî kaynakların kurumlar arasındaki dağılımının tutarsız olduğu dile getirilmiş; farklı kurumlar arasında birlik, bütünlük ve eşdeğerlik sağlanamadığı, nitelik gelişmesi yönünden geri kaldığı, oto-eleştiri ve denetlemenin eksik, eğitim standartlarının düşük ve belirsiz olduğu, öğretim üyesi ihtiyacının ciddi boyutlara ulaşmış bulunduğu, kurumlar arasındaki dengenin sağlanamadığı belirtilmiştir.

Ancak Plânda zikredilen bütün bu olumsuz ifadelere aynen katılmak mümkün değildir. Tespit edilen hususların çoğu, sayı ve maddî yapı ile ilgilidir. Eşya, kurum ve olayların kemiyet yönleri ele alınırken, keyfiyet yanları da gözden uzak tutulmamalıdır. Belki bu insanın yapısına daha uygun düşmektedir. İşte bu perspektifle V. BYKP’nda yüksek öğretimde ağırlık, sayıdan çok, insan gücünün niteliği üzerinde odaklaşmış ve bu dönem içinde insan gücünün teknolojik, ekonomik ve sosyal değişmelere uyum sağlayacak temel bilgi, kültür ve değerleri kazanacak şekilde yetiştirilmesi esas alınmıştır.

Buna göre öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumlarının kadro ve finansman konusu ele alındığında, durumun şöyle olduğu görülmektedir:

Yüksek öğretim kurumlarının yeni teşkilât şemasını ortaya koyan 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Türk Yüksek Öğretim Sistemi, 27 Üniversite, 184 Fakülte, 103 Enstitü, 127 Yüksek Okul ve 4 Konservatuvar’dan meydana gelmektedir. İşte bu yeni şema içinde 1’i Meslekî Eğitim, 3’ü Teknik Eğitim olmak üzere 21 adet Eğitim Fakültesi ve Ön Lisans Programı uygulayan 21 adet Eğitim Yüksek Okulu yer almış ve sonradan Eğitim Yüksek Okulları’nın adedi 24’e çıkmıştır. 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na istinaden çıkarılan söz konusu 41 sayılı Kararname’den önce öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumları da şunlardı:

9 adet Meslekî ve Teknik Yüksek Öğretmen Okulları’nın 9 adedi muhafaza edilmiş, Yüksek Öğretmen Okulları 10 dan 11’e çıkmış, 3 yıllık Eğitim Enstitüleri 5’den 3’e inmiş, 2 yıllık Eğitim Enstitüleri ise 13’den 17’ye çıkmış ve 1 adet Eğitim Fakültesi ise aynen kalmıştır.

Bu durumda YÖK öncesi ve YÖK sonrası bir karşılaştırma yapılacak olursa şunlar görülür:

 

TABLO: 1 – YÖK Öncesi Eğitim Fakültesi ve Öğretmen Yetiştiren Yüksek Okullarda Bir Öğret. Üyesi+ Gör. / Öğretmene Düşen Öğrenci Sayısı

Okullar
Öğretim Yılı

1980
1981

Mes. ve Tek. Yüksek Öğretmen Okulları
12
14

Yüksek Öğretmen Okulları
10
14

3 Yıllık Eğitim Enstitüleri
20
32

2 Yıllık Eğitim Enstitüleri
13
25

Ankara Eğitim Fakültesi
17
11

Kaynak: MEB 1980- 81 yılları istatistik verileri.

 

TABLO: 2 – YÖK Öncesi Eğitim Fakültesi ve Öğretmen Yetiştiren Yüksek Okullarda Bir Öğret. Üyesi+ Öğ. Gör. / Öğretmene Düşen Öğrenci Sayısı

 

Okullar
Öğretim Yılı

1982-83
1983-84
1984-85
1985-86

Öğ.

Üye.
Öğr.

Üye +

Öğ. Gör.
Öğ.

Üye.
Öğr.

Üye +

Öğ. Gör.
Öğ.

Üye.
Öğr.

Üye +

Öğ. Gör.
Öğ.

Üye.
Öğr.

Üye +

Öğ. Gör.

EğitimYüksek Okulları

32

58

53

67

Eğitim Fakülteleri
401
18
320
40
401
29
327
31

Kaynak: ÖSYM 1882 – 1986 yılları istatistik verileri.

 

 

TABLO: 3 – Türkiye Genelinde (27 Üniversitede) Bir Öğret. Üyesi ve Bir Öğret. Üyesi+ Öğr. Görev. ne Düşen Öğrenci Sayısı

 

Öğretim

Yılı
Açık Öğretim Fakültesi

Açık Bölüm Öğrencileri

Hariç
Dahil

Öğ.

Üye.
Öğr.

Üye +

Öğ. Gör.
Öğ.

Üye.
Öğr.

Üye +

Öğ. Gör.

1983-84
41
26
47
30

1984-85
46
29
55
35

1985-86
48
30
62
39

Kaynak:ÖSYM1883 – 1986 yılları istatistik verileri.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu karşılaştırma bize Eğitim Fakülteleri’ndeki öğretim üye ve öğretim görevlisi ihtiyacının had safhada olduğunu göstermektedir. Ve durumun giderek iyileşmediğini de ortaya koymaktadır.

Kadro konusu da şöyledir:

18 Eylül 1983 tarihinde üniversitelerimize 30.872 adet kadro tahsis edilmiştir. 1984 yılında buna 7.265 adet daha eklenmiş ve yekûn, 38.137’ye ulaşmıştır. Bir kıyaslama yapılırsa, 1985-86 öğretim yılında üniversitelerimizde 22.968 öğretim elemanı bulunmaktadır. Bu durumda üniversitelerimiz, mevcut kadronun ancak %60’ı kullanılabilmiş, yani %40 oranında boş kadro bugün rektörlüklerin yed-i tasarrufundadır. Bu %40’lık kadronun kullanılmama sebepleri bir tarafa bırakılır, ancak bunun doğurduğu maddî ve manevî sıkıntılar üzerinde durulacak olursa, durumun hiç de iyi olmadığı, eğitim ve öğretimi olumsuz yönde etkilediği kolayca görülür. Bir de buna kadrosunu almamış 5. ve 6. derecelerin 9. kademesine gelmiş 200’ün üzerindeki öğretim görevlisinin mağduriyeti eklenirse, bu konunun tam bir kaos içinde olduğu görülür.

Finansman durumuna gelince:

Finansman konusu, yatırım ve cari harcamalar olarak, iki ana bölüm hâlinde ele alınmaktadır. Burada üniversite yatırımları ile toplam eğitim yatırımları karşılaştırılacak olursa, Eğitim Fakülteleri yatırımları hakkında da bir fikir sahibi olunabilir.

Üniversite yatırımlarının toplam eğitim yatırımları içindeki payı, bazı yıllar itibariyle şöyledir:

Tablo: 4 - Üniversite Yatırımlarının Toplam Eğitim Yatırımları İçindeki Payı

Yıllar
Oran %

1981
18

1982
17

1983
20

1984
23

1985
28

1986
26

1987
23

Kaynak: DPT 1981-87 yılları Yatırım Programları Eğitim verilerinden uyarlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Buna göre 1984 ve 1985’deki artış, 1986 ve 1987’de korunamamıştır. Ancak burada unutulmaması gereken bir husus da yatırımların cari harcamalar gibi her sene belli bir oranda artmasının düşünülemeyeceğidir.

Cari ve transfer harcamalarına göre birim maliyet çıkarılacak olursa, durumun şu şekilde olduğu görülür.

Birim maliyet, üniversiteden üniversiteye göre değişmektedir:

Tablo: 4 - Seçilmiş Üniversitelerde “Birim Maliyet”

Üniversiteler
Personel Giderlerine Göre
Cari Toplama Göre

Cumhuriyet
432 579
701 642

Ege
413 932
496 733

Fırat
515 452
698 106

Gazi
123 624
165 480

Dokuz Eylül
93 341
115 321

Toplam(27 Üniversite)
190 878
256 135

Kaynak: Kaynak: DPT 1987 Yılı Yatırım Programı Eğitim verilerinden uyarlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1987 yılında cari toplama göre birim maliyet, yaklaşık yarım milyondur.

 

Tablo: 4 - Seçilmiş Üniversitelerde “Birim Maliyet”

Üniversiteler
Isıtma- Yakacak Giderlerine Göre
Akaryakıt Giderlerine Göre

Ankara
22 773
652

Gazi
13 974
683

Hacettepe
48 739
1 245

Orta Doğu Teknik
29 929
5 499

Kaynak: DPT 1987 Yılı Yatırım Programı Eğitim verilerinden uyarlanmıştır.

 

Yukarıdaki verilerden anlaşıldığına göre, cari toplama göre 1987 yılında birim maliyet, yani bir öğrenciye yapılan masraf yaklaşık yarım milyondur. Buna yatırımlardaki birim maliyet olan 200 TL. de ilâve edilirse, bir üniversite öğrencisi devlete, cari fiyatlarla ortalama 700.000 TL.’ye mal olmaktadır. Bu küçümsenecek bir rakam değildir. Bunu yerinde ve iyi kullanmak lâzımdır. Mali konularda para önemli unsur olmakla birlikte kanaatimizce en önemli unsur değildir. Öyle olsaydı, her parası olanın zengin, iş sahibi olması gerekirdi. Parası olan her kuruluşun mali kaynakları zamanında ve rasyonel bir şekilde kullanmadığı açıkça görülmektedir. Meselâ bir devlet kuruluşu, 200 milyonluk bir orta okul binasını, 1-1,5 yılda bitirirken, diğeri 6 ya da 10 yılda bitirebilmektedir. Bunun çarpıcı örneklerini yıllık yatırım programlarında açıkça görmek mümkündür. 1987 Yılı Yatırım Programı’nda 1972 yılından sirayetle gelen orta okul inşaat projeleri yer almaktadır. 5 yıldan beri ödeneği ayrılan İzmir ve İstanbul fen liselerinin temeli henüz atılamamış ve Ankara’nın merkezindeki Küçükesat Lisesi’nin inşaatı, 1978’den beri bitirilememiştir.

Üniversitelerimize gelince:

Özellikle Eğitim fakültelerimizdeki sıkındı da ortaöğretimden pek farklı değildir. Eğitim ve öğretim binalarının yetersizliği bir yana, bugün üniversite öğrencisinin oturmuş olduğu sırayı köydeki ilkokullar, bedelsiz/hediye olarak dahi kabul etmemektedir. Buna araç ve gereçlerin eksikliğini ve yetersizliğini eklemek, herhâlde gereksizdir. Zamanımızda bilgisayar, her müesseseye aşağı yukarı girmiş durumdadır. Bu konuda Üniversite, diğer kurumların arkasında yer almamalıdır.

Özet olarak ifade edilecek olursa, etkili bir eğitim ve öğretimin tesis edilebilmesi ve üniversitenin aslî fonksiyonunu yerine getirebilmesi için, personelinin özlük hakları zamanında ve eksiksiz verilmeli, malî kaynağın önemine ve etkisine inanmakla birlikte insan unsurunun onun da üstünde olduğu kabul edilerek, öğretim elemanlarının yetiştirilmesi bir programa bağlanmalı, finansmanı ayrılmalı ve işleri tabi seyrine bırakmadan, akılcı ve disiplinli bir yürütme ve denetim mekanizması kurulmalıdır.

Unutulmamalıdır ki gerektiğinde, okulsuz insanı eğitmek mümkündür ama, öğretmensiz okulla insanı eğitmek mümkün değildir. Hepinizi saygı ile selâmlarım.

 

Başkan: Sayın Dr. Etem Levent’i rica edelim.

Levent: Sayın Dekanımızın bir sorusu var: “Verdiğiniz rakamlara göre en düşük öğrenci maliyetinin GÜ’de olduğu görülmektedir. Bunu tasarruflukla nitelediniz. Bu, GÜ’ne ayrılan bütçe imkânının az olduğu ile açıklanamaz mı?” diyorlar.

Efendim, Toplam Cari Masraflar bilindiği gibi DPT dışında tespit edilmektedir. Daha doğrusu ilgili bütçe, YÖK koordinatörlüğü aracılığıyla TBMM’ne verilmektedir. Cari bütçede devletin fazla müdahalesi olmamakta, olmadığını bilmekteyim. Onun için cari bütçeler, hemen hemen takdim edildiği şekilde TBMM Plân ve Bütçe Komisyonu’nda ve Genel Kurul’da kabul edilmektedir. Ancak Cari Bütçeler, önceki yıllarda düşük tespit edilmişse, burada yapılacak bir şey yoktur; her yıl o miktarın %25 veya %30’u alınmak suretiyle sunulmaktadır. Yaygın biçimde bu ölçü uygulanmaktadır. Buna göre her kuruluş, %25 veya %20 oranında bir yükseltme yaparak cari bütçelerini hazırlamaktadırlar. Burada yapılacak olan iş, cari bütçenin iyi tespit edilmesi, harcamaların - eğer yapılmışsa - fazla olduğu belgelenerek ilgili kuruluşa, yani koordinatör durumunda olan YÖK’e bildirilmesi gerekir. Ancak yatırımlarla ilgili bütçede elbette devletin, DPT’nin müdahalesi vardır.

Sayın Vural hocamızın da bir sorusu var: “40 adet kadronun boş olduğunu söylediniz ve bunun sebeplerine girmek istemediniz. Acaba talep yetersizliğinden olabilir mi?” diyorlar.

Kendilerine katılıyorum. Talep yetersizliğinden de olabilir. İlgili üniversitelerin, rektörlüklerin, ilgili birimlerin koymuş olduğu kriterlerden de kaynaklanmış olabilir kanaatindeyim.

Bir arkadaşımız “Yurt dışına ilgili üniversiteler adına Araştırma Görevlisi gönderilmesi konusunda bilginiz var mı?” diyorlar.

Bilindiği gibi YÖK, üniversiteler vasıtasıyla 2000 adet kadro tespit etmiş ve 2000 Araştırma Görevlisi’ni yurt dışına göndermeyi kararlaştırmıştır. Bir ziyaret münasebetiyle üç ay önce Sayın Doğramacı hocamızdan aldığımız bilgiye göre bu 2000 adet gerçekleştirilecektir. Ayrıca şunu da ilâve ettiler: “Bu konuda Karadeniz Üniversitesi’nin bir hazırlığı vardır. Bu konuya, yani yabancı dil öğretimine bir bina tahsis edilmiştir, eğitim merkezi olarak. Bu sahada Araştırma Görevlisi ve ilgililer, yabancı dil kursuna tabi tutulacaklardır.”

“Öğrenci maliyetinin günlük değil, senelik 700 bin lira olduğunu ifade ettiniz. Senede aşağı yukarı bir öğrenci devlete 700 bin liraya mal olmaktadır. Bu maliyetin içinde eğitimdeki araç gerece ayrılan pay nedir?” deniliyor.

Araç ve gereç, büyük onarım ve makine teçhizat kalemleri içinde düşünülür. Bunun mukayesesi seneler itibariyle yapılabilirdi. Fakat zaman darlığı sebebiyle bu karşılaştırmayı veremedim. Fakat düşük seviyede olduğunu söyleyebilirim. Yani üniversitelere ve ilgili fakültelere ayrılan büyük onarım ve makine teçhizat ödeneğinin son derece az olduğunu söyleyebilirim. Bu maliyete kişinin yapmış olduğu bireysel harcamalar dahil midir? Hayır değildir.

“Sosyal ve Fen Bilimlerinden ferdin ve devletin yapmış olduğu harcamaların GSMH’ye oranı nedir?” diye soruluyor.

Bu oranlar, şu anda yanımda değildir. Ancak şu kadarını söyleyeyim: Sosyal ve Fen bilimleri ayrımı yapılmadan genel bir oran vardır. Çetin beye bunu, sonra özel olarak takdim edebilirim.

Saygılar sunuyorum.

 

(8-11 Haziran 1987, Öğretmen Yetiştiren Yükseköğretim Kurumlarının Dünü – Bugünü –Geleceği Sempozyumu. Ankara: Gazi Üniversitesi Yayınları. )


 


ustun-zekali-cocuk