............
1. İnsanı[2] ve evrendeki her şeyi, yüce Allah
yaratmıştır[3] . Onun ilmi[4] , kudreti[5] ve iradesi[6] her şeyi
kuşatmıştır.
2. İnsan, varlık içinde en güzel biçimde yaratılmış[7]
; bitki ve hayvanlardan farklı olarak, akıl, irade ve muhakeme
gücüyle donatılmış ve bunun sonucunda o, bazı görev ve sorumluluklara[8]
konu olmuştur.
3. İnsan, hür, günahsız[9] ve bazı özelliklere
sahip[10] olarak doğar.
4. İnsanın fizik varlığı dokunulmazdır; ona yapılacak
her türlü saldırı, suç olup cezayı gerektirir .[11]
5. İnsanın manevî valığını oluşturan kişiliğine,
toplumdaki yeri ve onuruna yönelik, aşağılama, hakaret ve iftira
gibi bütün saldırılar yasaklanmıştır .[12]
6. İnsanlar arasında şeref ve üstünlük;
ırk, cinsiyet ve soya değil, takva ölçüsüne bağlanmıştır .[13]
Takva derecesini de ancak Allah bilir.
7. Suçu kim işlemişse, o ceza görür. Böylece
cezada kişisellik, temel bir kuraldır .[14]
8. Yargılama olmaksızın kimseye ceza verilemez
.[15] Kişisel ve yargısız infaz, yasaklanmıştır .[16]
9. İşverenin işçisini, amirin memurunu ya
da güçlünün güçsüzü, kurallara aykırı olarak çalıştırması, hakkını
gasp etmesi, ezmesi, sömürmesi gibi eylemler, kul hakkı çerçevesinde
maddî[17] ve manevî[18] yaptırımlara bağlanmıştır.
10. Kadın ve erkek, ailenin iki temel taşı
olup birbirlerine karşı görev ve yükümlülükleri[19] vardır. Erkek,
kadının nafakasını sağlamak zorundadır[20] . Bu konuda erkek,
hanımını çalışmaya zorlayamaz. Eğer kadın çalışır para kazanırsa,
çalıştığı kendisinin olur. Bu durumda İslâm ailesinde kadın ve
erkek arasında mal ayrılığı prensipi vardır. Ancak bu prensip,
gönül rızası ile parasını veya malını karşı tarafa vermeye engel
değildir.
11. Her türlü zulüm[21] , işkence[22]
ve terör şiddetle yasaklanmıştır. Hatta zararlı olsa dahi,
hiçbir hayvan, ateşe atılarak[23] , suda boğularak veya işkence
edilerek öldürülemez [24].
12. İnsan haklarını ihlâlle ilgili yaptırımlar,
yargı[25] , örf-âdetler[26] ve ahirete[27] ait olmak üzere, üç
grupta düzenlenmiştir.
13. Kadın ve erkek her müslüman, ilim öğrenmekle
yükümlüdür[28] .
14. Adalet, hukuk önünde, zengin fakir, güçlü
güçsüz, rutbeli rutbesiz farkı gözetilmeksizin herkesin hakkını
yerli yerinde almasını sağlayan bir mekanizma olarak çalışır[29]
. Adaletin olmadığı yerde, zulüm[30] vardır. Mülk sahibinin mülkünde
dilediği tasarrufu yapması[31] ya da ihsanda[32] bulunması, adalete
aykırı değildir.
15. İnsanın bütün organları (eti, kemikleri de
dahil) ve kanı; hiç kimse tarafından, ticaret metaı olarak, alınamaz
ve satılamaz[33] . Ancak zaruret olunca; kan vermek, diri veya
ölü kişiden organ nakli caizdir [34].
16. Ölen kimseye yapılması gereken görevler arasında,
dine uygun şekilde yıkamak , kefenlemek[35], cenaze namazını kılmak[36]
, defnetmek/gömmek ve günahlarının affı için dua etmek[37] gelmektedir.
Bunlar, ona saygıyı ifade eder. İbadet, ancak Allah'a yapıldığı
halde[38] , saygı, insan olmanın gereği; diriye, ölüye, kişilere,
mübarek yerlere, hatta hayvanlara karşı sevgi ve iyilik duygusunun
belirtisi bir davranış olarak ortaya çıkar. Bir kimseyi sevmek
ve onun hakkında iyi duygular beslemek, ona tapmak değildir. Bu,
şirk olarak nitelendirilmez. Diri için de ölü için de durum aynıdır.
Şirk ile dinî sosyal yaşantı birbirinden farklıdır.
Ölünün arkasından konuşmak[39] , gereksiz
yere mezar açmak, mezar üstüne oturmak[40] , üzerinden yol geçirmek,
ister Müslüman ister gayr-i müslim olsun kemiklerini kırmak[41]
, ölüye saygısızlığın bir sonucudur.
17. Kimse kendisinin (intihar)[42] veya rızası
olsa bile başkasının canını almaya hak sahibi değildir.
18. İslâm'da kadın erkek arasında cinsel ilişkilerin
meşruluğu, nikâh akdine bağlanmıştır[43] . Nikâhsız cinsel
beraberlikler, isteğe bağlı olsa dahi, meşru sayılmaz[44]
. Ücret karşılığı geçici nikâhlar (mut'a) da yasaklanmıştır[45].
Bu konudaki yaptırımların hedefi, nesli, diğer bir deyimle çocuğun
babasını belirleyerek, genel ahlâkı korumaktır.
Dipnotlar:
[1] "İslâm'da Seçilmiş İnsan Hakları İlkeleri",
ilgili kaynaklardan, MÜ öğretim üyesi Dr. Etem Levent tarafından
hazırlanmıştır.
[2] Allah, insanı yarattı (Rahmân 55/3).
[3]. Allah, bütün çiftleri yaratmıştır (Zuhruf 43/12).
. Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil
midir? Elbette kâdirdir. Çünkü O her şeyi yaratandır, her şeyi
bilendir (Yâsîn 36/81).
. Allah, her şeyi yaratandır (Ra'd 13/16).
. Allah, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir
etmiştir (Furkân 25/2).
[4] Allah'ın ilmi her şeyi kuşatmıştır (Tâhâ 20/98).
[5]Allah, herşeye kadirdir (En'âm 6/17).
[6]. Şüphesiz Rabbin dilediğini hakkıyla yapandır (Hûd 11/107).
. Allah'ın emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!"
demektir. O da hemen oluverir (Yâsîn 36/82).
[7]. Biz insanı en güzel biçimde yarattık (Tîn 95/4).
. Allah size şekil vermiş, sonra şekillerinizi güzelleştirmiştir.
Hoş nimetlerden size rızık vermiştir. İşte Rabbiniz o Allah'tır.
Âlemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir (Mü'min 40/64)!
[8]. Biz o emaneti (dinî görevleri) göklere, yere ve dağlara arz
ettik, onlar, bunu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da
onu insan yüklendi (Ahzâb 33/72).
. Ben cinleri ve insanları, ancak (Rabbiniz olan) beni tanısınlar,
bana ibadet etsinler diye yarattım (Zâriyât 51/56).
[9]. (Peygamberim!) Sen yüzünü hanîf olarak (Allah'a yönelerek)
dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise, ona çevir.
Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur;
fakat insanların çoğu bilmezler (Rûm, 30/30).
. Her çocuk (tertemiz, günahsız, İslâm'ı kabul edebilecek bir)
fıtrat / yaratılış üzerine doğar. Sonra onu anne ve babası, yahu-
dileştirir veya hristiyanlaştırır ya da mecusîleştirir. Bk. Buhârî,
Cenâiz 80, 93; Müslim, Kader 22, (2658); Muvatta', Cenâiz. 52,
(1, 241); Tirmizî, Kader 5, (2139); Ebû Dâvud, Sünnet 18, (4714).
[10]. Peygamber aleyhisselâm, Eşecc Abdi'l-Kays'a
- Muhakkak ki sende, Allah ve Resulünün sevdiği iki haslet var:
Hilm (halim, selim olmanın sonucu yumuşak davranış) ve teenni
(acele etmeden işin sonunu düşünerek ölçülü hareket etme). Bk.Tirmizî,
Birr 66, (2012); Müslim, İman 25, (17).
. "Ey Allah'ın Resulü! Bu iki özellikle ben (kişisel gayretimle)
mi ahlâklandım, yoksa Allah mı yaratılışıma, tabiatıma koydu?"
diye sordu. Peygamber aleyhisselâm:
- Yüce Allah seni o iki özellik üzere yarattı! buyurdular. Bk.
Ebû Dâvud, Edeb 161, (5225).
. Gerçek şu ki, biz insanı nutfetün emşâc (katışık bir nutfe =
erkeğin spermi ile kadının yumurtasının birleşimi = spermatozoid)den
yarattık (Secde 32/8).
. Erkeğin suyu (sperm) koyu ve beyazdır. Kadının suyu (yumurta)
sarı ve akışkandır. Bunlardan hangisi üstün gelirse veya öne geçerse,
benzerlik hasıl olur. Bk. Müslim, Hayz 30, (311); Buhârî, Menâkıbu'l-ensâr
49.
. Kadının suyu (yumurta) erkeğin suyuna (sperm) üstün gelirse,
çocuk dayılarına benzer; erkeğin suyu kadınınkine üstün gelirse,
çocuk amcalarına benzer. Bk. Müslim, Hayz 33, (314); Muvatta',
Tahâret 84, (1, 51); Ebû Dâvud, Tahâret 96, (237); Nesâî, Tahâret,
131, (1,112, 113).
[11]. Kim, bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, bütün insanları
öldürmüş gibi olur. Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış
gibi olur... (Mâide 5/32).
. (Savaş veya mahkeme gibi) haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın
muhterem kıldığı cana kıymayın... (İsrâ 17/33).
. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı
(Bakara 2/178).
[12]. Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay
etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar
da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar, kendilerinden daha
iyidirler. Kendi kendinizi (biriniz diğerini, kardeşlerinizi)
ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın (Hucurât 49/11)!
. Ey iman edenler! Zannın (başkaları hakkında kötü düşünmenin)
bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin
kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin.
Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Ondan tiksinirsiniz.
O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul eden,
çok merhamet edendir (Hucurât 49/12).
. İnsanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin
(hümeze=dil ve lümeze= el, göz, dil ve işaretle alay edenin) vay
haline (Hümeze 104/1)!
[13]. Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.
Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere
ayırdık. Şüphesiz ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz,
ondan en çok korkanınız (Allah'ın emirlerini yapıp yasaklarından
kaçınanız)dır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, herşeyden haberdar
olandır (Hucurât 49/13)!
. Rabbiniz bir, babanız da birdir; hepiniz, Âdem'in soyundansınız.
Âdem ise, topraktandır (Ahmed, Müsned, Hadis No. 22391).
. Dikkat edin! Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba; beyazın
siyaha, siyahın beyaza bir üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük,
ancak takva/Allah'tan çok korkma iledir (Ahmed, Müsned, Hadis
No. 22391).
[14]. Herkesin kazandığı, yalnız kendisine aittir. Hiç kimse başkasının
suçunu yüklenmez (En'âm 6/164).
. Kim bir kötülük yaparsa, onun cezasını görür (Nisâ 4/123).
. Kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa,
kendi aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir (Fussılet
41/46).
. Kişi ne babasının, ne de kardeşinin suçundan sorumlu tutulamaz.
Bk. Nesâî, Tahrîm 28, (7, 127).
[15] Şam ehlinden bir kimse, hanımının yanında bir erkek yakalamıştı.
Erkeği de kadını da öldürdü. Halife Muâviye, katil hakkında hüküm
vermekte zorlandı. Konuyu, Ali ibn Ebi Talib'e sorması için Ebû
Mûsa el-Eş'arî'ye yazdı.
"Hazret-i Ali: Ben Ebu'l-Hasan'ım! Eğer katil, dört şahit
getiremezse, ölüm cezasıyla cezalandırılır." buyurdu. Bk.
Muvatta', Akdiye 18, (2, 737).
[16]. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat
edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi
bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten
inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin (dinî hüküm veren
mercilere götürün) (Nisâ 4/59).
. Peygamber aleyhisselâm, iki hasmın (davalı ve davacının) hâkimin
önüne çıkartılmasına hükmetmiştir. Bk. Ebû Dâvud, Akdiye 8, (3588).
. Hiç bir hâkim, öfkeli iken, iki kişi arasında hüküm vermesin.
Bk. Buhârî, Ahkâm 13; Müslim, Akdiye 16, (1717); Tirmizî, Ahkâm
7, (1334); Ebû Dâvud, Akdiye 9, (3589); Nesâî, Kudât 17, (8, 337,
238).
. Beyyine (delil, belge ibraz etme) dâvacı üzerine, yemin de dâvalı
üzerine düşer. Bk. Tirmizî, Ahkâm 12, (1341).
. Eğer insanlara sırf iddialarıyla, (delil, şahit olmadan) talep
ettikleri verilseydi, insanlar başkalarının kan ve mallarını istemeye
kalkarlardı. Ancak iddia sahibine beyyine (belge) gerekmektedir.
İddiayı inkâr edene de yemin gerekmektedir. Bk. Buhârî, Tefsîr,
Âl-i İmrân 3, Rükün 6; Müslim, Akdiye 2, (1711); Ebû Dâvud, Akdiye
23, (3619); Tirmizî, Ahkâm 13, (1343); Nesâî, Kudât 35, (8, 248).
. Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin
(Nisâ 4/15).
. "Ey Allah'ın Resulü, ne buyurursunuz, zevcemi bir erkekle
yakalarsam, dört şahid getirmek için bekleyecek miyim?" diye
sordu. Pey- gamber aleyhissselâm:
- Evet bekleyeceksin! dedi. Bk. Müslim, Liân 14, (1498); Muvatta',
Hudûd 7, (2,823); Ebû Dâvud, Diyât 12, (4532, 4533).
. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahitliği Allah
için yapın (Talâk 65/2).
. ... bunu şahitler karşısında yapın (Nisâ 4/6).
. Hazret-i Peygamger, "Yalancı şahitlik, Allah'a ortak koşmayla
bir tutulmuştur!" buyurdular ve şu âyeti okudular: "...Putlara
tapmak gibi bir pislikten ve yalan sözden de kaçının (Hâcc 30)".
Bk. Tirmizî, Şehâdât 3, (2300, 2301); Ebû Dâvud, Akdiye 15, (3599);
İbnu Mâce, Ahkâm 32, (2372).
. Peygamber aleyhisselâm, hükümde rüşvet alan ve rüşvet veren
(ve aracılık eden) kimseyi lânetlemiştir. Bk. Tirmizî, Ahkâm 9,
(1336); Ebû Dâvud, Akdiye 4, (3580).
[17]. Hazret-i Peygamger,bir adamı bir suç sebebiyle hapsetti,
sonra da serbest bıraktı. Bk. Ebû Dâvud, Akdiye 29, (3630); Tirmizî,
Diyât 21, (1417); Nesâî, Sârık 2, (8, 67).
. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas (ölüm cezası
verilmesi) farz kılındı (Bakara 2/178).
[18] Peygamber aleyhisselâm buyurmuştur:
. Kim antlaşma yapılan bir kimseye zulmeder veya hakkını noksan
verir ya da gücünün üstünde emreder yahut onun rızası dışında
bir şeyini alırsa, kıyamet günü aleyhine ben delil olacağım. Bk.
Ebû Dâvud, Harâc 33, (3052).
. Kim, araziden haksız olarak bir karışlık yer alırsa, Kıyamet
günü, onunla yedi kat yere batırılır. Bk. Buhârî, Mezâlim 13,
Bed'ü'l-halk 2.
. Kıyamet günü her zalimin arkasında bir bayrağı vardır, zulmü
ölçüsünde bu bayrak yükseltilir. Haberiniz olsun, kamu hizmetlerini
üzerine alandan daha Büyük vefasız yoktur. Bk. Müslim, Cihâd 15,
(1738).
[19] Şüphe yok ki, sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.
Onların da sizin üzerinizde hakları vardır (Tirmizî, Tefsîr, 3012;
Ahmed, Müsned, Hadis No. 19774).
[20]. O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde
oturtun ve onları sıkıştırmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın...
İmkânı geniş olan nafakayı imkânlarına göre versin (Talâk 65/6-7).
. Kadınlarınız sizdeki hakları ise, yiyecek, (mesken) ve giyecekleri
(nafaka) konusunda, iyi ve ölçülü hareket etmenizdir. Bk. Tirmizî,
Fiten 2, (2610); Tefsîr 2, (3087); Müslim, Hacc, 194, (1218).
[21]. Zalimler için (Ahirette ) acıklı bir azap vardır (İbrâhim
14/22).
. Zulümden kaçının. Çünkü zulüm, Kıyamet günü karanlıklar/şiddetli
azaplar olacaktır. Bk. Müslim, Birr 56, (2578).
. (Lokman oğluna:) Oğum, Allah'a şirk/ortak koşma, çünkü şirk,
Büyük zulümdür (Lokman 31/13).
. Borcunu ödeyebilecek durumda olan zengin kimsenin ödemeyi geciktirmesi
zulümdür. Bk. Buhârî, İstikrâz 12, Havâlât 1, 2; Müslim, Müsâkât
33, (1564); Muvatta', Buyû' 84, (2, 674); Ebû Dâvud, Buyû' 10,
(3345); Tirmizî, Buyû' 68, (1308); Nesâî, Buyû' 101, (7, 317).
. Haberiniz olsun! Allah'ın lâneti zâlimleredir. Bk. Buhârî, Mezâlim
2, Tefsîr, Hûd 4, Edeb 60, Tevhîd 36; Müslim, Tevbe 52, (2768).
. Allah'ın en çok buğzettiği kişi, düşmanlıkta ileri gidendir.
Bk. Buhârî, Ahkâm 34, Mezâlim 15, Tefsîr, Bakara 37; Müslim, İlm
5, (2668); Tirmizî, Tefsîr, Bakara, (2980); Nesâî, Kadât 33, (8,
247, 248).
[22]. Hazret-i Peygamber, müsle (göz çıkarmak, burun, dudak ve
kulak kesmek, karın deşmek gibi bütün işkence türlerini) ve yağmacılığı
yasakladı. Bk. Buhârî, Mezâlim 30, Zebâih 25.
. İbnu Ya'lâ anlatıyor:
Abdurrahmân ibn Hâlid ibn Velîd ile birlikte gazveye/savaşa çıktık.
Bize, iri cüsseli savaş suçlusu dört düşman yakalayıp getirdiler.
Derhal öldürülmelerini emretti ve hemen ok atılarak öldürüldüler.
Bu haber Ebû Eyyûb el-Ensârî'ye ulaştı. O şunu söyledi:
- Resulüllah aleyhisselâm bu çeşit öldürmeyi yasakladı. Nefsimi
kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, (değil insan) bir
tavuk bile olsa, onu atışlarınıza hedef yaparak işkenceyle öldürmeyin.
- Ebû Eyyûb'un bu sözü Abdurrahmân'a ulaşınca, (keffaret olarak)
dört köle âzad etti. Bk. Ebû Dâvud, Cihâd 129, (2687).
[23] Hazret-i Peygamber buyurdu: Ateşle yakma cezasını vermek
Allah'a aittir. Bk. Buhârî, Cihâd 149; Ebû Dâvud, Cihâd 122,(2674);
Tirmizî, Siyer 20, (1571).
[24]. Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti.
Kediyi hapsederek hiçbir yiyecek vermemiş, karnını doyurması için
dışarıya da salmamıştı. Bk. Buhârî, Bed'ü'l-halk 17, Şirb 9, Enbiyâ'
50; Müslim, Birr 151, (2242).
. Hiçbir canlıyı (eğlence ve sporda) atışlarınıza hedef/nişan
yapmayın. Bk. Müslim, Sayd 58, (1957); Tirmizî, Sayd 1, (1475);
Nesâî, Dahâya 41, (7, 238, 239).
. Abdullah ibn Cafer ibn Ebî Tâlib anlatıyor:
Resulüllah aleyhissalâm, bir keçiyi (eğlence ve spor maksadıyla)
hedef yaparak ok atmakta olan bir kalabalığa rastlamıştı. Bu halden
hiç hoşlanmadı ve "Hayvanlara eziyet vermeyin!" buyurdu.
Bk. Nesâî, Dahâya 42, (7, 239).
[25] Bk. Abdullah el-Mevsılî, el-İhtiyâr, trc. Mehmed Keskin,
Ümit Yayınları, İstanbul 1998, II,95 (Kâdîlik bölümü).
[26] Bk. age, III,450 (Ta'zîr bölümü).
[27] Mirac gecesinde, bakır tırnakları olan bir topluluğa uğradım.
Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı.
- "Ey Cebrâil! Bunlar kim?" diye sordum.
- Bunlar, (gıybet etmek suretiyle) insanların etlerini yiyenler
ve ırzlarını (onur ve kişilik haklarını) ihlâl edenlerdir. Bk.
Ebû Davud, Edeb 40, (4878, 4879).
[28]. İlim öğrenmek, her müslümana farzdır (Suyûtî, el-Câmiu's-sagîr,
II,54).
. Bir saat ilim öğrenmek, bir gece nafile ibadetten hayırlıdır
(Suyûtî, el-Câmiu's-sagîr, II,54).
. İlim, mü'minin yitiğidir, nerede bulursa alır. Bk. Tirmizî,
İlim 19, (26 88); Keşfü'-hafâ', II,68.
. İlim elde etmeğe çalışmak, geçmiş günahlara keffarettir. Bk.
Tirmizî, İlim 2, (2650).
[29]. Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve
insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.
Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah, her
şeyi işitici, her şeyi görücüdür (Nisâ 4/58).
. Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz,
ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik
eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin
olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara (sizden) daha yakındır.
Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru
şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz
ki) Allah, yaptıklarınızdan haberdardır (Nisâ 4/135).
. Şüphesiz ki Allah size, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi
emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp
tutasınız diye size öğüt verir (Nahl 16/90).
[30] Zulüm, bir şeyi yerinde kullanmamaktır (Kurtubî, el-Câmi'
li ahkâmi'l-Kur'ân, Kâhira 1372 I,401).
[31]. (Resulüm,) de ki: " (Ey) mülkün sahibi olan Allah'ım,
sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden çekip alırsın.
Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik,
senin yedinde/elindedir. Gerçekten sen, her şeye kadirsin (Âl-i
İmrân 3/26)."
. Herkes mülkünde dilediğince tasarruf eder (M mad.1192).
[32] Ömer ibnu'l-Hattâb anlatıyor:
- Peygamber aleyhisselâm, (zaman zaman) bana ihsanda bulunuyordu.
- Ey Allah'ın Resulü! "Bunu, benden daha muhtaç olan birine
verseniz!" diyordum. Peygamber aleyhisselâm:
- "Bunu al! İstemeden ve gelmesini beklemeden, sana birşey
verilirse, onu al. Dilersen onu yersin, dilersen sadaka verirsin!
Olmayan mala, nefsini bağlama!" buyurdular. Buhârî, Ahkâm
17, Zekât51; Müslim, Zekât 110, (1045); Nesâî, Zekât 94, (5, 105).
. Mütekavvim olmıyan bir malın para veya bir bedel karşılığı satılması
bâtıldır (dine uygun, yasal değildir). Kan, kendiliğinden ölmüş
hayvanın leşi ve hür insan, mal değildir.
[33]. Mütekavvim mal, kullanması mubah ve mümkün olan maldır.
Müslimanlar için, domuz ve besmelesiz kesilen veya kesmeden öldürülen
hayvan, denizde tutulmamış balık, mütekavvim değildir (Bk. M mad.
127, 199, 211, 212, 363).
. Alışverişin sahih olması için, malın mütekavvim olması lâzımdır
(Bk. M mad. 199).
. Bir kimsenin öldükden sonra, kanını veya organlarını, vakfetmesi,
sadaka olarak vermesi, ya da vasıyyet etmesi, sahih değildir.
Çünkü hür insan ve hiçbir parçası (kan ve organlar vb.), mütekavvim
mal, değildir. Buna göre bağış kelimesinin de fıkhî bir temeli
yoktur. Ancak "Bir müslüman olarak ben, kanımın ve organlarımın
verilmesine zaruret olursa, verilmesi için, izin veriyorum."
demek câiz olur.
[34]. Yeni ölen birinin kalbini veya başka organlarını diri insana
takmak câizdir. Bu iş, ölüye hakaret olmaz. Müslümanın kendini
koruması gerektiği gibi, din kardeşlerini koruması da gerekir.
Düşman saldırınca ona karşı koymak, diğer bir ifadeyle cihad etmek,
bunun için farzdır. Dirinin veya ölünün, diri için bir organını
vermesi, dirinin canını vermesinden daha kolaydır.
. Ölünün bir yerini kesmek haramdır. İnsana ölünce de kıymet vermek,
saygı göstermek vaciptir. Fekat, zaruret olunca, bu haramlık kalkar.
İslâm toplumunda uzman doktorlar, bir hastanın ölümden kurtulması
için, kan, diriden veya ölüden organ naklinden başka çare olmadığını
bildirdikleri zaman, bunu yapmak câiz olur. Bu konuda din ayrılığı
gözetilmez.
Bu konudaki deliller, şöyle sıralanabilir:
. Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim (zaruret halinde)
bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan
ve haddi aşmadan bir miktar (ölmeyecek kadar) yemesinde günah
yoktur. Şüphe yok ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir
(Bakara 2/173).
. Zaruret olunca, bir çok yasakl, mubah olur (Bk. M mad.21 ve
22).
. Allah, sizin için kolaylık ister, zorluk istemez (Bakara 2/185).
[35] Bk. Abdullah el-Mevsılî, el-İhtiyâr, trc. Mehmet Keskin,
Ümit Yayınları, İstanbul 1998, C. 1, s.182 (Cenâze bölümü).
[36] Bu kabirler, sahiplerine karanlıkla doludur. Allah, onlar
için kıldığınız namazla kabirlerini aydınlatır. Bk. Buhârî, Cenâiz
67, Salât 72, 74; Müslim, Cenâiz 71, (956); Ebû Dâvud, Cenâiz
67, (3203).
[37] Bir kişi:
Ey Allah'ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara
iyilik yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?"
diye sordu. Resulüllah aleyhisselâm: "Evet vardır."
dedi ve açıkladı:
- Onlara dua, onlar için Allah'tan istiğfar (günahlarının affedilmesini)
talep etmek,
- Vasiyetlerini yerine getirmek,
- Akrabasını ziyaret etmek,
- Dostlarına ikramda bulunmak. Bk. Ebû Dâvud, Edeb 129, (5142);
İbnu Mâce, Edeb 2, (3654).
[38] Bk. Fâtiha 1/5.
[39] Ölülerinizin iyiliklerini anın, kötülüklerini zikretmeyin.
Bk. Ebû Dâvud, Edeb 50, (4900); Tirmizî, Cenâiz 34, (1019).
[40] Birinizin bir kor/ateş üzerine oturup elbisesini ve bedenini
yakması, kendisi için bir kabrin üzerine oturmaktan daha hayırlıdır.
Bk. Müslim, Cenâiz 96, (971); Ebû Dâvud, Cenâiz 77, (3228); Nesâî,
Cenâiz 105, (4, 95
[41] Ölünün kemiğini kırmak, (günah bakımından) onu diri iken
kırmak gibidir. Bk. Muvatta', Cenâiz 45, (1, 238); Ebû Dâvud,
Cenâiz 64, (3207).
[42] Kim kendisini dağdan atarak intihar ederse, o cehennemlik
olur. Orada sonsuz olarak kendini dağdan atar. Kim zehir içerek
intihar ederse, cehennem ateşinin içinde elinde zehir olduğu halde
ebedî olarak ondan içer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar
ederse, cehennemde sonsuz olarak, o demiri karnına saplar. Buhârî,
Tıbb 56; Müslim, İman 175, (109); Tirmizî, Tıbb 7, (2044, 2045);
Nesâî, Cenâiz 68, (4, 66, 67); Ebu Dâvud, Tıbb 11, (3872).
[43] Bk. Abdullah el-Mevsılî, el-İhtiyâr, trc. Mehmed Keskin,
Ümit Yayınları, İstanbul 1998, III,.5 vd. (Nikâh bölümü).
[44]. Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, bir fuhuş/hayasızlıktır ve
çok kötü bir yoldur (İsrâ 17/32).
. (Başkasının nikâhında olan) evli kadınlarla (cinsel) beraberlik
(de), size haram kılındı (Nisâ 4/24).
. (Fuhşuyatın sergilendiği yerlerde) gözlerin zinası, bakmak;
kulakların zinası dinlemek; dilin zinası, konuşmak; elin zinası
tutmak; ayakların zinası da gitmektir (Bk. Buhârî, Kader, 6122;
Müslim, Kader, 4802).
[45]. Muhammed ibnu'l-Hanefiyye anlatıyor:
Peygamber aleyhisselâm, Hayber gazvesi günü, kadınlarla mut'ayı
ve ehlî eşek etinin yenmesini haram kıldı. Bk. Buhârî, Megâzî
38, Nikâh 31, Zebâih 28, Hiyel 3; Müslim, Nikâh 29, (1407); Muvatta',
Nikâh 41, (2, 542); Tirmizî, Nikâh 28, (1121); Nesâî, Nikâh 71,
(6, 125, 126).
. İbnu Abbâs anlatıyor:
İslâm'dan önce mut'a vardı. Kişi, hakkında bilgisi olmayan (tanımadığı)
bir beldeye gelince, oradan yerli bir kadınla, orada kalacağını
tahmin ettiği müddet miktarınca nikâh yapardı. Kadın, böylece
onun eşyasını muhafaza eder, gerekli işlerini görürdü. Bu hal,
Mü'minûn suresi 6. âyet nâzil oluncaya kadar devam etti (Bu ayet
gelince, mut'a nikâhı haram ilân edildi.). Bk. Tirmizî, Nikâh
28, (1122).
|